NOX·STILLADNSeans II
In the darkness, Eadn still remains
In the darkness, Eadn still remains
ADEN'İN İTİRAFI 3
KALINTI
MİRAS
Kendimi suçlu hissediyorum.. Bir şey yapmadığım halde, her şeyin sebebiymişim gibi.. Bazı günahlar işlenmez, doğulur.. Benimkisi de öyle.. Keşke hiç doğmasaydım..
Aden: Anne ve Baba tarafımdaki ailemden utanıyorum.. Gerçekten hepsi çıkarcı, dedikoducu, menfaatçi ve sapık insanlar.. Hayatım boyunca, bir kez bile “aile” diyebileceğim kimsem olmadı. Babam hariç.. Onu gerçekten seviyorum.. Onunla gezmeyi, sohbet etmeyi, sessizce yan yana olmayı seviyorum.. Hayatta iki kişiyi ölümsüz yapma şansım olsaydı, hiç düşünmeden babamı ve babaannemi seçerdim.
Babaannem beni çok güzel severdi. Ölmeden önce bile beni görmek istemişti. “Koka” derdi bana, kendi dilince bir sevgiyle. Bazen o ses hâlâ kulağımda yankılanıyor. Yaşım ilerledikçe, korkularım da büyüyor. Sanki her geçen yıl, çocukluğumdan bir parça daha uzaklaşıyor benden. Ve ben hâlâ aynı soruyu içimde taşıyorum: Gerçek bir aile hiç oldu mu, yoksa hepsi bir yanılsama mıydı..
Sadece canım acıyor.. Dışarı çıkacağım.. Hastaneye gidene kadar arabada ağlayacağım.. Kimse duymayacak, ama ben biraz hafifleyeceğim.
SESSİZ
KOPUŞ - YÜK
Yıllar geçtiğinde kimse Aden’e nasıl olduğunu sormadı. O da sormasınlar diye bir yüz geliştirdi kendine. Donuktu. Tepkisizdi. İnsanlar buna soğukkanlılık diyordu ama o bunun sadece savunma olduğunu biliyordu. İnsanlar gerçek seni anlamazsa, bir maske takmak kolay olur. O da öyle yaptı. İçinde bağıran bir çocuk vardı ama dışarıda sustu. Böyle yaşamayı öğrendi. Zaman geçtikçe kimseye bir şey hissetmemek normalleşti. Bir süre sonra, sevilmemeye alışmak da kolaylaştı. İnsan alışıyor. Her şeye. Hatta boşluğa bile.
Annesiyle yıllar sonra tekrar görüştüğünde, içinden hiçbir şey geçmedi. Ne özlem ne sevgi ne de nefret. Sadece boşluk. Kadın karşısında oturuyordu, hastaydı, zayıftı ama Aden’in içinde hiçbir şey kıpırdamadı. İnsan birine bu kadar şey yaşattığında, duygular zaten ölüyordu. Yine de yanında kaldı, belki bir şey değişir diye. Değişmedi. Kadın iyileştiğinde tekrar onu kovdu. “Ben seni sevmiyorum,” dedi. Aden o an hiçbir şey demedi. Sadece kalktı, dışarı çıktı ve uzun süre yürüdü. O gün bir şeyin bittiğini anladı. Artık kimseyi ikna etmeye çalışmayacaktı. Kimseye kendini anlatmaya da. İnsan bazen anlatmayı bırakınca daha az acıyor. O da öyle yaptı. Konuşmamayı seçti.
Zamanla içinde bastıramadığı bir öfke birikti. Bir yere yönelmediği sürece seni içeriden yakar. Aden bunu çok geç fark etti. Bir noktada patladı. Kendinden bile korktuğu bir zamandı. Ne yaptığını, neden yaptığını bile anlamadan bir planın içine girdi. O plan bitmedi. Bitmesine izin verilmedi. Sonra bir anda her şey sustu. Gözünü açtığında başka bir yerdeydi. Bir masa, bir dosya, birkaç soğuk bakış. O an şunu düşündü: “Belki de artık bitti.” Ama bitmiyordu. Hayat insanı bazen bırakmaz. Devam ettirir. İstemesen bile. Aden o günden sonra denetim altında kaldı. Tedavi dediler, kontrol dediler, gözlem dediler. O sadece sustu. Çünkü artık açıklayacak bir şey kalmamıştı.
Günler birbirine benzedi. Sabah kalktı, ilaçlarını aldı, dışarı çıktı, birkaç kelime konuştu, geri döndü. Hayat otomatik hale geldi. Ama bir gün biri çıktı karşısına. Sena. İlk başta sıradan biriydi. Ama Aden fark etmeden ona dikkat etmeye başladı. Onun sesi, davranışları, küçük ayrıntılar... uzun zamandır birine dikkat etmemişti. Bu bile tuhaftı. SENA farklıydı. Sakin, temiz, korkusuz gibiydi. Aden onunla konuşmaya başladığında, kendi iç sesinin azaldığını fark etti. Ama fazla sürdüremedi. Karanlık geçmişin insanı uzun süre bırakmaz. Aden’in hikâyesi de öyleydi. Bir noktada Sena uzaklaştı. Korktuğunu söyledi. Aden onu suçlamadı. Hatta hak verdi. Çünkü kimse bir enkazla yaşamak istemezdi. O sadece arkasını döndü ve yürüdü. Çünkü tutmak, kaybetmekten daha zor geliyordu artık.
Şimdi hayat sade. Sabah uyanıyor, kahvesini içiyor, dışarı bakıyor. Bazen hiçbir şey düşünmeden saatler geçiyor. İnsanlar buna boşluk diyor, ama Aden buna rahatlık diyor. Çünkü artık hiçbir şey hissetmemek, her şeyi hissetmekten daha kolay. Sena’nın adı hâlâ aklında, ama sadece bir iz gibi. Ne sevgi ne nefret. Sadece bir anı. Ve anılar Aden için fazla bir şey ifade etmiyor. Onlar geçmişin kalıntıları sadece. Şimdi sadece nefes alıyor. Çoğu zaman neden aldığını bile bilmiyor ama alıyor. Çünkü bir şey bitmedi. Belki hiçbir zaman bitmeyecek. Ama o yine de devam ediyor. Çünkü başka seçeneği yok.
Aden artık hayatını anlamlandırmaya çalışmıyor. Mutlu değil, ama var. Umudu yok, ama hâlâ çabalıyor. Bu dünyada herkesin bir sebebi var, onunki sadece devam etmek. Bazen sabah aynaya baktığında, kendisini tanıyamıyor. Ama bu onu rahatsız etmiyor. Çünkü artık kimseden bir şey beklemiyor. Ne sevgiden ne merhametten. Sadece sessizliği seviyor. Sessizlik güvenli. Sessizlik, kimsenin onu incitmediği tek yer. Ve bazen, gecenin bir yarısı, Sena’nın adını sessizce düşünüyor. Ne için bilmiyor, ama belki bu, hâlâ insan olduğunu hatırlatıyor.
Artık kimse kalmadı. Sessizlik bile bazen fazla geliyor. Aden çoğu gün kimseyle konuşmadan geçiriyor. Telefon çalmıyor, mesaj gelmiyor, kimse merak etmiyor. Bu duruma alıştı. Alışmak başta zordu ama zamanla kolaylaştı. Çünkü yokluk da bir düzene dönüşüyor. Yalnızlık bir süre sonra korkutmuyor, sadece sıradanlaşıyor. Artık sessizlikten rahatsız olmuyor. Hatta bir ses duyduğunda rahatsız oluyor. İnsan sesi fazla geliyor, cümleler sahte, gülüşler anlamsız. Konuşmaların içi boş, herkes bir şey söylüyor ama hiç kimse bir şey anlatmıyor. Aden bu yüzden konuşmayı bıraktı. Çünkü kelimelerin anlamı kalmadı. Ne söylesen eksik, ne söylesen yanlış anlaşılıyor. Sustukça daha çok anlaşılır sandı ama sustuğunda da kimse sormadı. İnsanlar sessizliği merak etmez. Onlar gürültüye alışmıştır. O yüzden Aden artık ne anlatıyor ne de açıklıyor. Susmak onun için bir kaçış değil, bir yaşam biçimi.
Her şey aynı şekilde ilerliyor. Günler kopya gibi birbirinin üstüne biniyor. Sabah kalkıyor, yüzünü yıkıyor, aynı aynaya bakıyor. Aynadaki yüz değişmiş ama bakış aynı. Boş. Artık kimseye öfke de duymuyor. Çünkü öfke bile bir bağ demek. Öfke duyduğun kişiyle hâlâ bir ilişkin vardır. Ama Aden’in artık kimseyle bağı kalmadı. Ne geçmişle ne insanlarla ne de kendisiyle. O yüzden öfke bile yok. Sadece yorgunluk var. Uzun süre dayanan bir metal gibi. Eğrilmiş ama kırılmamış. Dayanıklılık bazen dirençten değil, alışmaktan gelir. Aden de alıştı. Yıkılmamak değil, yıkılmayı umursamamak. Bu farkı geç fark etti ama şimdi net biliyor.
İnsanlar bazen “geçmişi bırak” diyor. Sanki geçmiş bir çanta gibi, yere bırakıp yürüyebilirmişsin gibi. Aden öyle olmadığını biliyor. Geçmiş bir ağırlık değil, bir şekil. Seni sen yapan, nasıl yürüdüğünü belirleyen bir kalıp. Onu bıraksan bile, izleri sende kalıyor. O yüzden bırakmak diye bir şey yok. Sadece taşımayı öğreniyorsun. Aden taşıyor. Sessizce, görünmeden, kimseye göstermeden. Bu yük onun kimliği olmuş durumda. Artık o yükle bir bütün. Bazen unuttuğunu sanıyor ama gece olunca, sessizlik uzadıkça, her şey geri dönüyor. Hafıza istemesen de açılıyor. Ve Aden buna da alıştı. Çünkü bazı şeyler değişmiyor. Onları kabullenmek, yok saymaktan daha kolay. Artık acıya alıştı. Onu bastırmıyor. Sadece içinde tutuyor. Acı, onun normal hali.
İnsanların “iyi misin” sorusu Aden için komik hale geldi. Ne zaman biri sorsa, “iyiyim” diyor. Çünkü kimsenin cevabı duymak istediği yok. O kelime, insanları rahatlatmak için söyleniyor. Kimse gerçeği duymaya hazır değil. “İyi değilim” dersen, sessizlik olur. İnsanlar rahatsız olur. Bu yüzden “iyiyim” en kolay cevap. Aden de onu kullanıyor. Artık otomatikleşti. Bazen aynada kendi kendine bile “iyiyim” diyor. Sesinin tonunu ölçüyor. Yeterince inandırıcı mı diye. Çünkü artık gerçek hislerle yalan kelimeler iç içe geçti. Hangisinin ne olduğunu anlamak zor.
Gece olunca, düşünceler ağırlaşıyor. Uykusuzluk onun en sadık alışkanlığı. Zihni susmuyor, vücut dinlenmiyor. Yorgun ama uyuyamıyor. Gözlerini kapatsa bile geçmişin sesleri susmuyor. Bazı görüntüler, bazı kelimeler, bazı anlar — istemeden aklına geliyor. Kaç kere unuttuğunu sandığı şeyi yeniden yaşadı. Kaç kere “artık geçti” deyip sabah olunca aynı hissi tekrar hissetti. Zamanla fark etti, bazı şeyler geçmiyor. Sadece senin onlara tepkinsizleşmen geçiyor. Aynı acı, sadece daha sessiz. Aden’in farkı da bu. Artık aynı şeyleri hissediyor ama tepki vermiyor. Bu bir olgunluk değil, bir donma hali. Soğukkanlılık dedikleri şey aslında budur. Duyguların hâlâ var ama hareket etmiyor. İçeride sıkışmış, dışarı çıkamıyor. O yüzden yüzü ifadesiz. O yüzden sesi tek tonda. Çünkü içerideki her şey dondu.
Bazen dışarı çıkıyor. İnsanların arasında yürümek tuhaf geliyor. Herkes acele ediyor, bir yerlere yetişmeye çalışıyor. Herkesin bir amacı varmış gibi. Aden’in yok. Sadece yürümek istiyor. Kalabalığın içinde olmak, yalnız hissetmemek için değil. Sadece varlığını hatırlamak için. Çünkü bazen kendi varlığını bile unutuyor. İnsan bazen çok sessiz yaşadığında, kendini bile duyamıyor. O yüzden dışarı çıkıyor, yürüyüp dönüyor. Değişen bir şey olmuyor ama bir rutin gibi. Rutin, Aden için güven demek. Ne olacağını bilmek. Beklenmedik şeylerin olmadığı bir hayat. Sürprizlerden nefret ediyor artık. Çünkü her sürpriz bir yara getirdi.
Artık kimseyi affetmek ya da suçlamak istemiyor. Çünkü her iki duygu da enerji gerektiriyor. Onun artık enerjisi yok. Sadece yaşamaya yetecek kadar. Günlük şeyleri yapıyor, konuşması gerektiğinde konuşuyor, gerektiğinde dinliyor. Ama hiçbirine gerçekten dahil olmuyor. Duygusal olarak hep bir mesafede. İnsanlarla arasında görünmez bir cam var. Onlar onu görüyor ama dokunamıyor. O da onları görüyor ama geçemiyor. Bu cam koruyor ama aynı zamanda hapsediyor da. Aden bunu biliyor ama yıkmak istemiyor. Çünkü cam kırıldığında ne olacağını biliyor. Artık bir daha o kadar kolay toparlanamaz.
Hayat böyle akıyor. Ne ileri ne geri. Durağan. Bu durağanlık onu bazen boğuyor ama aynı zamanda rahatlatıyor. Çünkü hareket, değişim demek. Değişim acı getiriyor. Şimdi acı yok. Sadece sessizlik. Ve belki de bu, onun için en huzurlu hâl..
Artık konuşacak bir şey kalmadı. Her şey söylendi, her şey yaşandı. Aden için hayat bir yarış değil, sadece uzun bir sessizlik. İnsanlar hâlâ koşuyor, gülüyor, kavga ediyor. O sadece duruyor. Çünkü durmak bazen yaşamaktan daha dürüst. Artık beklentisi yok. Ne affetmek istiyor ne de affedilmek. Sadece yorgun. Bu kadar basit. Yorgun. İçinde hiçbir istek kalmadı. Sadece sessizlik istiyor. Gürültüsüz, sorusuz, beklentisiz bir yer. Belki bir gün olur, belki olmaz. Ama Aden artık acele etmiyor.
Aden: Aden bazen insanların gerçekten duymadığını fark etti. Anlattı, kimse anlamadı. Kimi gülüp geçti, kimi inkar etti. En kötüsü de ilgisizlikti. Yardım istemek bile suçmuş gibi hissettirdi. Yetkililer umursamadı, dinlemesi gerekenler sustu. “Benim sorunun değil” dediler. “Herkesin başına geliyor” dediler. O an anladı, bazen adalet sadece kâğıt üzerinde var. İnsan gerçekten acı çektiğinde, kimse o ağırlığın altına girmek istemiyor. Herkes kaçıyor. Aden anlatmayı bıraktı çünkü ne kadar anlatsa da kimse duymuyordu. İnsanlar duymak istemiyorsa, kelimeler işe yaramaz. Doktor bile onu anlamadı. Her şeyi anlattığında “belki bunlar senin zihninde kurduğun şeylerdir” dedi. O an Aden sustu. Çünkü kendi gerçeğini bile savunmak anlamsız geldi. Kimsenin inanmadığı bir gerçek, sadece içten içe çürüyen bir sessizliktir.
KÖK HÜCRE
İKİ BEN
SOĞUKLUK
“Benim büyümem, başkalarının bana yaptığı eylemlerden gelmez.. Benim büyümem yalnızca kendi iç kararımdan gelir. Dış güçlerin beni şekillendirmesine izin vermem.”
İKİ ZİHİN
BEN BİR SİSTEMİM
İHBAR KAYDI
AYNI ZİHNİYET
DEVAM EDECEĞİZ
Neyse, asıl konuma geleyim. Son 20 gündür neredeyse hiç ortada yoktum; sadece işlerim biraz yoğundu, bir de özel hayatımla ilgili sorumluluklarım vardı. Malum, çocuğum 1-1,5 ay sonra doğacak; o yüzden hazırlıklar, güzel bir hayat kurma çalışmaları derken zaman su gibi aktı. Onun dışında, saldırıda aldığım tüm yaralar geçti.. Ama yüzümde muştanın darbe aldığı yerler hâlâ aşırı ağrı yapıyor. Aynaya baktığımda dışarıdan ne bir yara ne bir hasar görünüyor, fakat o darbeler muhtemelen sinir hasarına yol açmış. İnanılmaz baş ağrıları çekiyorum şu sıralar. Doktorumla görüştüm, önümüzdeki hafta tekrar kontrole gideceğim.
▌ KATMAN 3 — Adli Süreç ve Soğuk GüvenceAyrıca, saldırganlar hâlâ cezaevinde.. Sayın savcıyla bizzat görüşme fırsatım oldu; yüzümü dikkatle inceledi, aldığım darbelerin yerlerini ve oluşan hasarları tek tek sordu. Dürüst olmak gerekirse, iyi bir adamdı. Davranışları, olaya yaklaşımı hiç aceleci ya da yüzeysel değildi; dosyayı ciddiyetle ele aldığı belliydi.. Hayatım da işler bu yönde ilerliyor.
▌ KATMAN 4 — Koruma Modu▌ KATMAN 5 — Kırılan Tabu / Netliğin Bedeli
Yıllardır bu sitede yazdığım her satırda bir kuralım vardı: Küfür yok.. Açık nefret yok. “Öldürürüm” gibi soğuk ve geri dönüşsüz bir cümle asla yok. Bu yazıda o kuralı ilk kez çiğnedim.Bilerek, isteyerek ve hiç pişmanlık duymadan.. Neden mi.. Çünkü bazı sınırlar aşıldığında, eski dil yetmez. Naziklik, bazı gerçekleri örter hale gelir. Ve ben artık gerçeği örtmek istemiyorum. “Öldürürüm” dediğim cümle bir tehdit değil. Bir duygusal patlama hiç değil. Bir baba olarak aldığım yeni sorumluluğun soğuk, kristal netlikteki yansıması. Eğer bir daha aileme –babama, henüz doğmamış çocuğuma, onun annesine – yönelik bir tehlike oluşursa, o anın gerektirdiği her şeyi, tereddütsüz yaparım. Bu bir öfke değil, bir sonuç. Kanunlardan önce gelen bir iç kanun.Bu cümleyi daha önce yazmadım, çünkü daha önce bu kadar derine inmemiştim. Saldırı öncesi Aden, hâlâ insanlara bir kredi tanıyordu. Saldırı sonrası Aden, o krediyi tamamen kapattı.BUGÜN ADEN DİYE BİRİ VARSA
▌ Sorumluluğun Reddi Değil, Sahiplenilmesi
ŞEFFAFLIK EŞİĞİ
O ÇOK İYİ BİR KADIN - BAŞAK
BİR ÇOCUĞUN VAR
SEBEP - SONUÇ
ŞİLE
HAFİFE ALINACAK BİRİ DEĞİLİM
KONTROL BENDE
ŞİDDET SANATÇISI DEĞİLİM
HİYERARŞİK TOPLULUK BİLDİRİSİ
SAHİP OLMAK BANA YETTİ
SENA - SENİ ÇOK SEVİYORUM
BOL TEŞEKKÜRLÜ BİR GÜN
KFC TWİSTER
DİLEK İLE BİR GÜN
MÜŞTEKİ SANIK - BEN
BU BİR PERFORMANS DEĞİL ; KAYIT
BENİM BURADA NE İŞİM VAR
BAŞAK İLE SON - ONU ÖZLEYECEĞİM
MESELE YIKANMAK DEĞİLDİ
YÜKSEK RİSKLİ PSİKOLOJİK YAPI - A
GÖRÜNÜRLÜK VE GÜÇ
GENETİK KOD
▌ Bugün olanları yazmak istiyorum; zihnimde hâlâ taze ve net duruyorken.
BEN BANA GÖRE ÖZELİM
TANIMIYORUM AMA KARDEŞİM
MEZAR
AHTAPOT GİBİYİM
BİZ ASLA BİR OLMAYACAĞIZ
BENİ TAKİP ETME
SİZDEN NEFRET EDİYORUM
PROBLEMLİ ÇOCUK
POYRAZKÖY - ŞİLEK
SİLAHIN VAR MI - HAYIR YOK
O BENİM EN DOĞRU TARAFIM
ÇOK CANIM YANDI ÇOK ÜZÜLDÜM
EN İYİ ARKADAŞIM
GÜNEŞ - ADEN SÖZÜ
GÜNEŞ - TOPRAK OLDU
ADEN İNSANLARA KOLAY GÜVENMEZ
ADEN NEKROFİLİ
CONVERSE
BACİLLUS ANTHRACİS
TCG ANADOLU
SONRADAN DAHİL GELİNLER
NEDEN İNSANLARA GÜVENEYİM
BİR KİMLİK VAR
TIBBİ KİMLİĞİM
Aden: Ayrıca hastane sürecim düşündüğümden çok daha iyi ilerliyor. Özellikle Öykü ile yaptığımız bazı konuşmalar, benim kendi zihinsel sistemimi dışarıdan duymamı sağlıyor. Geçen gün aramızda şöyle bir konuşma geçti:
Terapist: “Peki bu durum sizi yormuyor mu.. Sürekli bir test etme hali, sürekli tetikte olma…”Ben ise ona doğrudan şunu söyledim: “Hayır. Tam tersi… Bu beni hayatta tutuyor gibi hissettiriyor.” Çünkü benim için mesele sadece şüphe değil. Mesele kontrol hissi. Eğer insanları ben test etmezsem, sanki onlar beni test edecekmiş gibi hissediyorum. Ve o an hazırlıksız yakalanacakmışım gibi geliyor. Çocukken hep böyleydi zaten.Ne zaman ne olacağını bilmeden yaşamak… Sürekli tetikte olmak… Bir sonraki kötü şeyin ne zaman geleceğini tahmin etmeye çalışmak… Ben çocukken hep hazırlıksız yakalandım. Belki de bugün bu kadar kontrolcü olmamın sebebi tam olarak bu. Çünkü artık aynı şeyi yaşamak istemiyorum.Bu yüzden ona şunu söyledim: “Şimdi ise oyunun kuralını ben koyuyorum. Onlar oynuyor. Sınırı ben çiziyorum.” Ve dürüst olmak gerekirse, bunu söylerken içimde en ufak bir tereddüt yoktu.“Tarafımca alınan ses kayıtlarından elde edilmiştir.” Mevcut Konum : TuzlaMevcut Ruh Hali : MutluSAKIZ KEDİ
NEFRET BİLE BİR DUYGU
Ek Kayıt: Bugünkü kurban bağışıyla ilgili hiçbir şey yazmayacağım. Bu, sadece bende kalacak.
BU DURUMU KENDİM YARATTIM
PİS İNSANLAR
İNTİBA
BURADA ANALİZ YAPMA
AMAÇTIR BAĞDIR AİLEDİR
BURADA SUÇLU BENİM
KIZIM VE BENİ SEVEN KADIN
ANNEMDEN NEFRET EDİYORUM
SIÇAN
SADECE BİR DİLEK
O geceyi güzel yapan Şile değildi; sendin (Dilek).
AMASYA
SIÇAN - TOPRAK OLDU
SEN DE GEL
Aden: Dışarıdan bakıldığında belki ezik, eksik veya acınacak biri gibi görünüyorum. Ama insanların yüzündeki o ifadeler bana acıdıklarında oluşuyor ve ben bunu görüyorum. Amasya'ya gitmeden önce aynı sokakta oturduğumuz bir teyze annemi sordu. “Annem yok, beni terk etti.” dedim. Yüzündeki o üzüntüyü gördüm. Amasya'da eşimin akrabalarından birkaç kişi anne babamı sordu. Yine aynı şeyi söyledim: “Babam var, annem yok. Beni terk etti.” Yine o bakışı gördüm.
Ama onların bana acıması onların sorunu değil. Bu benim hayat hikâyem. Eşimin ve kız kardeşlerinin anneannelerine sarıldığını gördüm. Anneanneleri de onlara sarıldı, onları sevdi, hatta ellerine para verdi. Para umurumda değildi. Benim kıskandığım şey para değildi. Bir aile içinde sevilmekti. Önemsenmekti. Birinin seni görünce yüzünün değişmesiydi. O yüzden sessizce dışarı çıktım. Kapının önüne oturdum ve vedalaşmalarının bitmesini bekledim.Ve o anda, yıllar bir anda üzerime çöktü. Kendimi yine 7–8–9 yaşlarındaki o çocuk gibi hissettim. Annemin ailesinin hafta sonları pikniğe, mangala gittiği zamanları hatırladım. Ben de görsünler, “Hadi sen de gel.” desinler diye gözlerinin içine bakardım.Ama kimse beni görmezdi. Arabalarına biner, giderlerdi. Ben de arkalarından sessizce bakakalırdım. Yıllar geçmiş. Ben büyümüşüm, hayatımı kurmaya çalışıyorum, evleniyorum. Ama o kapının önünde oturduğum anda anladım ki o çocuk tamamen gitmemiş. Hâlâ birilerinin dönüp, “Sen de gel.” demesini bekleyen bir tarafım var. Belki hayatım boyunca bu ezilmişlik hissinin bir parçasını taşıyacağım.Ama artık şunu biliyorum: Ben değersiz olduğum için dışarıda bırakılmadım. Onlar beni görmeyi seçmedi.Ve bugün o çocuğa bakıyorum. Seni kimse çağırmadı diye eksik değilsin.Seni kimse seçmedi diye değersiz değilsin. Sen sadece yanlış insanların kapısında bekledin. Artık o kapının önünde beklemeyeceğim. Kendi kapımı açacağım. Kendi ailemi kuracağım. Ve bir gün o kapının önünde bekleyen çocuğa dönüp, “Hadi, sen de gel.” diyeceğim. Çünkü bu kez onu gören biri olacak.Ek Kayıt: Ve artık kimseden sevgi dilenmeyeceğim. Özellikle eşimin ailesinden... Beni görsünler, beni sevsinler, beni kabul etsinler diye kendimi kanıtlamaya çalışmayacağım. Çünkü ben artık başkasının sevgisini kazanmak için kendimden ödün vermeyeceğim. Ben sevilmek istemiyorum. Ben, olduğum hâlimle saygı görmek ve olduğum kişi olarak kabul edilmek istiyorum. Onların sevgisinin peşinden koşmayacağım. Onların ilgisini istemeyeceğim. Kendimi onlara sevdirmeye çalışmayacağım.
Onlar beni görecek. Onlar beni tanıyacak. Ve eğer seveceklerse, bunu ben istediğim için değil, beni gerçekten tanıdıkları için yapacaklar. Ben artık o kapının önünde bekleyen çocuk değilim. Kimsenin beni seçmesini beklemiyorum. Ben kendi hayatımı seçiyorum.Ve en önemlisi, kendimi küçültüp birilerinin sevgisine sığınmayacağım. Çünkü benim değerim, bir ailenin beni ne kadar sevdiğiyle ölçülmeyecek. Ben zaten varım. Ben zaten değerliyim. Kimsenin sevgisini kazanmak zorunda değilim.Ve artık geçmişin bana ne yaptığını inkâr etmeyeceğim. Ama geçmişin bundan sonra bana ne yapacağına da izin vermeyeceğim. Ben o kapının önünde bekleyen çocuk değilim artık. Kimsenin dönüp beni seçmesini, görmesini, sevmesini beklemiyorum. Kendi kapımı kendim açacağım. Kendi ailemi kendim kuracağım. Kendi hayatımı kendim inşa edeceğim.Bana verilmeyen sevgiyi dilenmeyeceğim. Bana gösterilmeyen değerin peşinden koşmayacağım. Çünkü artık biliyorum: Bir insanın değeri, başkalarının ona nasıl davrandığıyla belirlenmez. Ben çok şey kaybettim. Çok şeyin eksikliğini yaşadım. Ama hâlâ buradayım.Ve bundan sonra hayatımın geri kalanını eksiklerimin etrafında değil, kuracaklarımın üzerine inşa edeceğim. Belki içimde hâlâ o küçük çocuk var. Ama artık onun başında bekleyen biri var: Ben. Ve ona artık kimsenin söylemediği şeyi ben söyleyeceğim: “Hadi, gel. Bu kez seni kimse geride bırakmayacak.”"Sevilmek için kendimi küçültmek istemiyorum."İLK EMDİĞİM BİBERON
BİZİM DİYEBİLMEK İSTİYORUM
📸 EV -📸 EV - -📸 EV -📸 EV -📸 EV -📸 EV -📸 EV
BUGÜN KURDUĞUM HAYATA BAKIYORUM
BİZ BUNDAN SONRA AİLEYİZ