▌ KATMAN 2 — UYGULAMA VE MALİYET ANALİZİ (kontrollü aşağılanma + farkındalık)
Benim geliştirdiğim mekanizma, klasik anlamda “kendine zarar verme” değil; kontrol temelli, karşıdan yönlendirilen bir maruziyet stratejisi. İnsanlara bilinçli şekilde para teklif ediyorum ve beni aşağılamalarına izin veriyorum. Bu süreci pasiflik olarak yaşayan biri değilim; aksine sürecin mimarıyım. Aşağılanma burada bir amaç değil, araç. Zihnim bunu, duygusal bağışıklık geliştirme yöntemi olarak kurguluyor. Sürekli ve kontrollü biçimde maruz kalınan aşağılanma, zamanla dış dünyadan gelecek eleştirilerin, yargıların ve saldırıların etkisini sıfırlıyor. Kırılganlığımı ortadan kaldırmak için kendimi sistematik olarak sertleştiriyorum.Bu davranışın altında yatan temel motivasyon duygu regülasyonu değil, güç regülasyonu. Başlangıçta karşı taraf üstün gibi görünse de, sınırları ben çiziyorum: zamanı, yoğunluğu, dili ve bitiş anını. Süreç belli bir noktaya geldiğinde ilişkiyi aniden kesiyorum. O anda roller tersine dönüyor. Daha önce aşağılayan kişi, anlamlandıramadığı bir boşluk, suçluluk ve yıpranmışlıkla baş başa kalıyor. “Keşke seni hiç tanımasaydım” ifadesi, bu kopuşun psikolojik maliyetini açıkça gösteriyor. Bu sonuç tesadüf değil; öngörülen bir çıktı.. Burada farkında olduğum kritik nokta şu: Bu döngüde duygusal acıyı ben yönetiyorum ama bedelini başkaları ödüyor. Bu da davranışımı basit bir savunma mekanizmasının ötesine taşıyor. Klinik açıdan bakıldığında bu yapı;▌ Kontrol ihtiyacının aşırı telafisi,▌ İlişkisel alanda güç asimetrisi yaratma,▌ Aşağılanmayı travmatik bir deneyim olmaktan çıkarıp işlevsel bir araca dönüştürme,▌ Ve en önemlisi, empatik bağ kurmaktan bilinçli kaçınma özelliklerini taşıyor.Bu bir sadomazoşistik haz arayışı değil. Hazdan çok ustalık var. Duygulara değil, süreçlere yatırım yapıyorum. İnsanları değil, dinamikleri yönetiyorum. Ancak bu da beni şu gerçekle yüzleştiriyor: Bu strateji kısa vadede işe yarıyor gibi görünse de uzun vadede yalnızlığı, güvensizliği ve ilişkisel yıkımı derinleştiriyor. Ben daha az kırılır hale gelirken, çevrem daha fazla hasar alıyor. Bu sürdürülebilir bir denge değil.Tedavi sürecinde asıl çalışılması gereken şey aşağılanmaya olan toleransım değil; neden ancak kontrol bende olduğunda güvende hissettiğim. Asıl mesele başkasının elinde güç olduğunda ne yaşadığım. Çünkü ben bu düzeni kurarak şunu söylüyorum: “Beni kimse incitemez, çünkü incinmeyi ben seçerim.” Bu bir güç cümlesi gibi duruyor ama özünde derin bir savunma.. Bu metni yazma amacım kendimi aklamak değil. Aksine, bu davranışın işlevini, maliyetini ve psikolojik altyapısını netleştirmek. Tedavi benim için “daha yumuşak olmak” değil; gücü manipülasyonla değil, sınır ve temasla yönetebilmeyi öğrenmek. Kontrolü kaybetmeden ilişki kurabilmek. Asıl iyileşme hedefi bu.Net konuşayım: Bu zeka işi bir düzenek. Ama sağlıklı değil. Ve ben bunu artık sadece iyi çalıştığı için sürdürmek istemiyorum. Bu farkındalık, tedavinin başlangıç noktası.▌EK KAYIT — Stabilizasyon Kırılmaları, Organ İlgi Dinamiği ve Kontrol Sınırları
En büyük sorun, zihnimi bu denli stabilize etmiş olmamda yatıyor; ancak belirli durumlarda aşırı güçlü kırılmalar yaşanıyor. Bunlardan biri, insan iç organlarına duyduğum yoğun ilgidir. Daha önce belirttiğim üzere, bir tercih durumunda — örneğin, bir porno videosu izlemek ya da çekici bir kadın bedeniyle etkileşim mi, yoksa bir otopsi videosu izlemek ya da otopsi operasyonu sırasında doğrudan bulunmak mı — kesinlikle ikinci seçeneği tercih ederim. Kadınlar değerli varlıklar, ancak onları cinsel obje olarak konumlandırmıyorum; bu nedenle, bedenlerine ihanet ettikleri algısıyla ilgim kesinlikle yok. Kadınlara ulaşmak oldukça kolay; sınırları esnek, erişim düşük eşikli. Her neyse, asıl mesele şu: Karanlık yanımda bu var. Daha önce itiraf ettiğim gibi, doğal sebeplerden ölmüş bir yaban hayvanının gözlerini ve kalbini çıkartmıştım; bunları kadavra sıvısıyla muhafaza etmiştim. Bu, benim en karanlık tarafım.Şu an zihnimi her konuda dizginliyorum; duyguları, dürtüleri, eylemleri kontrollü bir şekilde askıya alıyorum. Ancak ya bir gün bunu yapamazsam.. Bu durumda önlem almam lazım. Bu kırılma anları, stabilizasyonun sınırlarını test ediyor; veri biriktikçe, risk artıyor.▌ EK KAYIT — Travmatik Tanıklık, Ölüm Anı ve Organ Dinamiğinin Kökeni
30 Eylül 2015'te, ölüm saati 09:02 olarak kaydedilen bir olayda, gördüğüm saat 09:09'da, yer E-5 Yanyol Kartal Hastane-Adliye Metro İstasyonu girişi, durak alanı. Otobüsten indiğim sırada durakta bekleyen bir kadının ölümüne şahit oldum. Bu, ilk kez gerçek bir ölü ve açık yara ile karşılaşmamdı. Yüzü hareket ediyordu, gözleri hareket ediyordu; ancak bunlar yaşam belirtisi değil, can çekişmesinin mekanik yansımalarıydı. Tamamen canı çıkıyordu. Bu sırada ilk kez bir iç organı doğrudan gördüm. Ölen kadının yüzü aklımdan gitmiyor; yüzü birkaç saniye içinde belirgin biçimde solmuş, neredeyse tebeşir beyazına dönmüştü. Bu renk değişimi yüzeysel bir görsel etki değil, yüksek enerjili travmaya bağlı akut dolaşım çöküşünün doğrudan sonucuydu. Araç çarpması sonrası vücut, hayatta kalma refleksiyle periferik dolaşımı ani biçimde kapatmış, cilt ve yüz damarlarında şiddetli vazokonstriksiyon meydana gelmişti. Kan, cilt ve yüz gibi ikincil bölgelerden çekilerek beyin, kalp ve akciğer gibi hayati organlara yönlendirilmişti. Olası iç kanama ve hızla düşen kan basıncıyla birlikte bu mekanizma, yüzün kısa sürede tamamen beyazlaşmasına neden olmuştu. Bu, ölüm öncesi şok tablosunun tipik ve geri dönüşsüz bir göstergesiydi. Ek veri: Ölen kadının oğlu olay yerine geldiğinde sinir krizi geçirdi. Sonrasında, olaydan 1-1,5 ay sonra annesinin portresini göğsüne dövme olarak yaptırdı. Ensede annesinin ölüm tarihi ve ölüm saatini dövme olarak ekledi. Boynunda başka bir dövme var; bu, yas sürecinin bedensel kaydını temsil ediyor.▌KATMAN 5 — Kayıt Altında
Her şeyi zihnimde bir veri gibi işleme alışkanlığımın kökeni, çocuklukta babamı izlediğim çok net bir ana dayanır. Küçükken babamdan sık sık bir şeyler isterdim. Örneğin, sabah işe giderken “bana para verir misin..” dediğimde, çocuk aklımla asıl takıldığım şey paranın kendisi değil; babamın bunu nasıl olup da hiç unutmamasıydı. Akşam eve döndüğümüzde, ne söylediysem hatırlar ve mutlaka yerine getirirdi. Bir kez bile unuttuğunu hatırlamıyorum.Bu durum benim için sessiz bir modelleme süreciydi. Babam nasıl unutmuyorsa, ben de unutmayacaktım. Kim bana ne söylerse, zihnimde kayda girecek ve orada kalacaktı. O yaşta bunun farkında değildim ama bugün geriye dönüp baktığımda, zihinsel kodlama biçimimin temeli tam olarak burada atılmıştı.. Bir süre sonra annemle babam ayrıldı. O noktadan sonra ben, babam gibi sorumluluk alan bir çocuk değil; erken yaşta sorumluluk üstlenen bir birey gibi evrilmeye başladım. Çünkü artık iki evim vardı. Daha doğru bir ifadeyle, iki “çocuğum” vardı: annem ve babam. İki ayrı düzeni, iki ayrı duygusal alanı ve iki ayrı ihtiyacı aynı anda idare etmek zorundaydım. Bu, bir çocuk için son derece ağır bir yüktü.Bu nedenle hayatımda net bir idol figürü hiç olmadı. Babamı çocukluğumdan itibaren idealize etmek yerine, analiz ettim. Annemle boşanmadan önce disiplinli, düzenli, dağılmayan ve sorumluluklarını eksiksiz yerine getiren bir figür vardı. Boşanmadan sonra ise bunun tam tersi bir tablo oluştu. İdol olarak alabileceğim tek kısım, boşanmadan önceki babamdı; sonrası ise benim için bir referans olmaktan tamamen çıktı.. Bu kopuş, hayatın yükünü bilinçli ya da bilinçsiz şekilde tamamen kendi üzerime almama neden oldu. İyi ya da kötü, doğru ya da yanlış; karar alan, sonuçlarına katlanan ve kendini bu kararlarla büyüten kişi ben oldum. Benim yaşımdaki birçok çocuk birini örnek alarak ilerlerken, benim böyle bir lüksüm yoktu.Bugün hâlâ bu yapı devam ediyor. Kaba tabirle “evin reisi” denir ya; o rol fiilen bana ait. Benim onayım dışında evde hiçbir temel karar alınmaz. Babamın aylık ihtiyacı olan maddi desteği dahi ben planlar, ben organize ederim. Evde neyin eksik olduğunu her zaman gözümle görmem gerekmez; artık bunu hisseder, sezer ve önceden hesaplarım. Maddi olduğu kadar manevi dengeyi de gözetirim.. Bu yapı dışarıdan bakıldığında güçlü ve kontrollü görünebilir. Ancak gerçekte, 8–9 yaşlarından itibaren sürekli yüksek farkındalıkla yaşamak demektir. Sürekli düşünen, hesaplayan, organize eden bir zihnin hiç durmadan çalışması demektir. Ve bu, inkâr edilemeyecek kadar zor bir durumdur.Bu süreçte bir süre anneci oldum. Annemin yanında durdum, onun göğsünde ağladım. Boşanma davasına giderken takside yaşadığım o an hâlâ çok nettir. O an, doğal olarak doğru yerin annem olduğunu düşündüm. Ancak zamanla, duygusal olarak tutunmam gereken kişinin annem olmadığını fark ettim. Annem beni reddetmişti. İstememiş, kovmuş ve uzun bir süre boyunca duygularımı tüketen bir ilişki biçimi kurmuştu. Verdiğimi geri alamadığım, aksine her seferinde biraz daha eksildiğim bir bağdı bu. O noktada, duygusal olarak daha fazla kalmam mümkün değildi.Sonrasında babamla yaşamaya başladım. Daha önce söylediğim gibi, iki çocuğum vardı; annem ve babam. Ancak bir noktadan sonra ikisini birden idare edemez hâle geldim. Bu yük fazlaydı. İki ayrı kırılgan yapıyı aynı anda ayakta tutmak beni ciddi şekilde yıpratmıştı. Fiziksel değilse bile zihinsel ve duygusal olarak çökmeye başlamıştım.. Bu nedenle geriye yalnızca babam kaldı. Yıpranmış, çökmüş biriydi; fakat hâlâ temas edebildiğim, hâlâ içinde bir karşılık bulabildiğim tek figürdü. Ona gücü veren kişi artık bendim. Ayakta durmasını sağlayan yapı, büyük ölçüde benim kurduğum düzendi.Bu noktada benim için mesele sadece birlikte yaşamak değildi. Evi gerçekten “ev” yapma isteğim, onu sıcak bir aile alanına dönüştürme kararlılığım, tamamen disiplinimden ve sorumluluk anlayışımdan kaynaklanıyordu. Bu bir duygusallık değil; bilinçli bir tercihti.. Yaşadığım sürece sorumluluklarımdan kaçmayacağımı çok net biliyorum. Bu yükler benimle kalacak. Taşıması zor olsa da, terk edilebilir şeyler değiller. Ve ben, bunun farkında olarak yaşamaya devam ediyorum.▌ Bu benim sorumluluğumdu ve ben yaptım.Sena'ya 🍁
Bilinçli olarak kim olduğumu bilmiyorsun ve şüphesiz bilinçsizce de. Bunu yazan ben, seni sonsuzluğun ötesinde seviyorum. Seni her zaman düşünüyorum, eğer beni benim seni sevdiğim gibi sevseydin bu dünya daha iyi bir yer olurdu. Ne düşündüğünü biliyorum: "(bir psikopat bana bu taciz edici mektubu yazdı)" Hayalim hep seninle birlikte olmaktı... Bana çok benziyorsun… düşünceli, sessiz, gözlemci ve hayatın sunduklarına karşı ilgisiz. Neredeyse yalnız görünüyorsun, tıpkı benim gibi - seni uzun zamandır gerçek sevdiğim olarak düşündüm ama... şey... tereddüt vardı. Görüyorsun ya, seni benim seni düşündüğüm gibi düşünüp düşünmediğini ve düşünseydin bunun kim olacağını bilmiyorum. Kader beni sana muhtaç etti, ama bu dünya bunu belirsizliklerle engelledi. Yakında gideceğim ama bunu sana, gerçekten sevdiğim kişiye yazmam gerekiyordu. Lütfen, benim hatırım için, bunu kimseye söyleme, çünkü bu sadece senin içindi. Ayrıca, lütfen bu dünyadan "yokluğum" için herhangi bir suçluluk hissetme. "Bu sadece benim kararım: başka hiç kimsenin." Seninle olmak... her şeyi birlikte yapmak, ille de hiçbir şey yapmak değil, sadece birlikte olmak saf cennet olurdu.. Hala gülüşünü hatırlıyorum. Masum, güzel, saf. Uzun bir süre kim olduğumu inkar ettim. Neyse, sanırım artık kim olduğumu biliyorsun. Ne yazık ki... beni birazcık bile sevsen, kim olduğumu bilseydin benden nefret ederdin. Ben bir suçluyum, neredeyse hiç kimsenin onaylamayacağı şeyler yaptım.. Sana şimdi yazmamın asıl sebebi, işlediğim ve işleyeceğim suçlardan dolayı yakalanmış olmam ve yeni bir varoluşa geçmek istemem. Ne demek istediğimi biliyorsun. (intihar) Yaşamak için hiçbir şeyim yok ve bu yasal mahkumiyetten sonra bu dünyada hayatta kalamayacağım. Ancak, eğer beni benim seni sevdiğim gibi sevgin doğru olsaydı... Hayatta kalmanın bir yolunu bulurdum. Seninle olmak için her şeyi yapardım. "Beni sevdiğini bilerek hayatın tadını çıkarırdım." Muhtemelen benim deli olduğumu düşünüyorsunuz ve olabildiğince uzak durmak istiyorsunuz. Eğer durum buysa, o zaman masum bir insanı sorunlarıma dahil ettiğim için çok üzgünüm ve lütfen benim için iki kere düşünmeyin. Ancak, eğer rüyalarımda ve gerçeklerimde umduğum kişiyseniz o zaman bana bir iyilik yapın.. Beni tanıyorsan ya da tanımak istiyorsan lütfen mail, (aden@whoiseadn.de) adresime düşüncelerini içeren bir not bırak; Sanırım bu kadar - elveda ve seni çok seviyorum.. Seninle geçirdiğim tüm güzel anılar için teşekkür ediyorum.. Hayatın boyunca her zaman mutlu olmanı diliyorum..
2 gün sonra seninle instagram üzerinden konuştuğumuz ilk gün 25 Eylül 22:26 - Enerjik Hamsi'yi hatırladın mı.. Ağlamak istemiyorum.. Ama seni ve kokunu çok özledim..
23.09.2024 (21:27)
O kıza bebek gibi bakıyordum; onu çok seviyorum. Hasta olduğunda aşırı üzülüyordum. Belki biraz abartıyorum ama hastalandığında evine her şeyi gönderiyordum. Onunla geçirdiğim her gün çok değerliydi. Hayatımda gördüğüm en güzel kadın. Umarım hep iyi olursun.
14.01.2025 (00:23)
Bugün 31 Mart 2025, Pazartesi, bayramın ikinci günü. Eskiden evlerimiz uzaktı, şimdi aynı mahalledeyiz. Dışarı çıktım ve marina tarafına gidiyordum. Evinizin önünden geçerken oldukça sessizdi, sanki kimse yok gibiydi. Marinaya giderken şirketinize uğradım; sevkiyat vardı ve taşındığınızı düşündüm. Bu durum beni biraz tedirgin etti, fakat seni zihnimde hep iki sokak arkada hayal ediyorum. Sen benden ayrılmak istediğini söyledin, buna saygı duydum. Seni asla rahatsız etmek istemem; hayatına son derece saygı gösteriyorum. Unutma, seni çok seviyorum.
31.03.2025 (19:01)
Sena… Sen, benim için gerçekten çok değerlisin. Normalde bencil, hatta belki de narsist biriyim. İnsanları kendi çıkarlarım için kullanırım, hep kendimi düşünürüm. Ama sen… Sen her şeyi değiştirdin. Sen hayatımda gördüğüm en güzel şeydin.. Sen hasta olduğunda, sanki benim canım yanıyordu. Hatırlıyor musun.. Biraz üşütmüştün ve serum bağlanmıştı sana. O gün Anıl abiyle ilk kez orada tanışmıştım. Çok iyi bir adamdı, bizi serumun bitene kadar baş başa bırakmıştı. Sen halsizdin, gözlerin yorgundu ama yine de güzeldin. Kolunda azıcık kan kalmıştı, peçeteyle silmiştik. O peçeteyi cebime koyduğumu hatırlıyor musun.. Saçma gelebilir ama hâlâ duruyor. “Sena” diye bir kutum var… Sana ait her şeyi saklıyorum. Bir fotoğrafını, birkaç notunu, hatta bir tutam saçını bile. Çünkü senden kalan her şey benim için hâlâ değerli... Ben insanları hep bir amaç için hayatımda tuttum, ama sen… Sen, hiçbir çıkarım olmadan sevdim. Belki de ilk kez birini gerçekten düşündüm. Ve biliyor musun.. Bu benim için fazlasıyla korkutucuydu. Ama ne olursa olsun, şunu bilmeni istiyorum: Sen benim hayatıma dokunan en gerçek şeydin. Ve senden kalan her şeyi, içimde taşımaya devam edeceğim…
03.04.2025 (00:46)
Cuma günü arkadaşım Nurcan ile Tuzla Marina'da akşam yemeği yedik. Onunla arkadaş olarak gerçekten güzel vakit geçiriyoruz. Her Nurcan ile görüştüğümde, Tuzla Marina'ya veya daha önce Sena ile gittiğim yerlerin yakınlarından geçtiğimizde, sürekli Sena ile taksiyle indiğimiz noktaları veya tam burada durup ne yapacağımıza karar verdiğimiz günü anlatıyorum. Hatta Sena ile şu mekanda yemek yemiştik diye gördüğüm her yeri Nurcan’a söylüyorum. Cuma günü yine bunları söyledim ve o da "Biliyorum, artık ezberledim!" dedi, hahaha... Yemekten sonra Nurcan, beni eve bırakmadan önce Senaların evinin sokağına gittik. İlk iki katın ışıkları yanıyordu ve belki uzaktan da olsa onu görme şansım olur diye düşündüm. Dürüst olmak gerekirse, bazı geceler uykum gelmediğinde arabaya biniyorum ve Senaların evinin olduğu yere gidiyorum. Sadece evlerini izliyorum. Onu asla rahatsız etmiyorum, böyle bir şey yaptığımı bile bilmiyor. Aklım sürekli onda ve onu çok seviyorum... O gece, Senaların evine baktıktan sonra ilk kez evimi birine gösterdim. Yeni adresimi yalnızca Nurcan biliyor ve Senaların evine sadece 400 -500 metre uzaklıkta. Ayrıca, beni eski eve bırakmak için yola çıktığımızda, tam Rauf Orbay Caddesi üzerindeyken Nurcan, bana "Sen Senayı çok seviyorsun. Bunu biliyorum, duygusal olarak çok bağlısın o kıza," dedi. Evet, bu doğru. Gerçekten, ben Sena'yı çok seviyorum.
O kadın benim için gerçekten çok özel, adeta bebek gibi. Onu takip etmemin sebebi, inan bana, onu rahatsız etmek değil. Zaten ona yazmıyorum ya da aramıyorum; çünkü bir keresinde benden ayrılmak istediğini söyledi ve onun hayatına ve kararlarına saygı duymaktan başka bir seçeneğim yok.. Asla bir kadının hayatını kısıtlayacak veya onu korkutacak biri değilim. O benim en değerlim. Sadece, ona birinin zarar vermesinden korkuyorum. Bu düşünce bazen beni ürkütüyor.
Ellerini ve avuç içlerini öpmeyi çok severdim; avuç içleri pamuk gibiydi. Onu tanıdığım için kendimi gerçekten çok şanslı hissediyorum. O mükemmel bir kadın.
Mevsim geçiş dönemi olduğu için eminim ki sürekli hastalanıyordur. Büyük olasılıkla serum taktırıyordur. Eğer aramız iyi olsaydı, hiç düşünmeden tekrar çilek alır ve hastaneye, yanına giderdim. Bu satırları yazarken gözlerim doluyor, ama bu his üzüntü değil... sadece tarif edemediğim bir duygu.
Gerçekten onu çok özlüyorum. Umarım şu an iyisindir. Unutma, her zaman seninleyim ve kalbim seninle.
20.04.2025 (00:23)
11 Mayıs 2025
Gece saat 00:23 civarında uyumak için yatağıma geçtim. Uyumadan önce aklıma Sena geldi ve onunla geçirdiğim güzel anıları hatırladım. İçimden ona dua ettim, iyi olmasını diledim ve tüm iyi dileklerimi ona gönderdim. Sonra uyuyakaldım.. Bu sabah 08:40'da uyandım ve Sena'yı rüyamda gördüğümü fark ettim. Onu görmek beni inanılmaz derecede mutlu etti, ancak rüyam biraz üzücüydü. Sena ve annesi hastanedeydi; annesi ağlamaktan bitkin düşmüş, gözleri şişmişti ve çok kötü durumdaydı. Rüyamda ne olduğunu soramadım, çünkü korkudan yanlarına yaklaşamıyordum.
Bir süre sonra Sena’yı gördüm. O da ağlıyordu ve çok üzgündü. Ancak hasta olan kişinin kim olduğunu göremedim. Sadece ortada bir hasta vardı ve annesiyle birlikte üzgünlerdi. Sena’yı görür görmez yanına gittim. O oturuyordu; ben dizlerinin önüne eğildim. Dizine kadar uzanan çizme gibi bir ayakkabı giymişti. Diz kapağını öptüm, ellerini tuttum ve yanında olmak istediğimi söyledim.. Tam o sırada hasta olan kişiden iyi bir haber geldi. Sena bir anda büyük bir mutlulukla doldu, gözlerinin içi parladı. Avuçlarını öptüm, ona sarıldım ve öptüm. O an gerçekten çok mutluydu.
Hastanedeki ziyaretinden sonra biraz eve gitmek istediğini söyledi:
"Perişan oldum, kaç gündür hastanedeyim..."
Vedalaşırken ona dönüp:
"Artık gitmeyeceksin, değil mi.." diye sordum.
O da gülümseyerek:
"Gitmeyeceğim." dedi.
Rüyanın gerçekçiliği hâlâ zihnimde. Sanki yaşadım, sanki dokundum… Sena, umarım iyisindir.
Büyük ihtimalle bu gece evinin yakınlarına gideceğim. İçim rahat etmiyor.
Seni çok seviyorum. Umarım iyisindir. İyi ki varsın.
11.05.2025 (09:49)
Sevdiğim bir kız var, adı Sena. Onunla iki sene önce ayrıldık. Zor bir zamanındaydı ve ben yanında olmadım… Bencillik ettim. Umursamaz değildim ama sadece… korktum. Çünkü o dönemde 6284’ten yargılanmıştım, Amerika’yla ilgili davalarım vardı. O gece evlerinde çıkan kavgadan sonra Sena'nın evime gelme isteğini reddettim. Çünkü aptaldım. Çünkü korkağım. Ailesi benden şikâyetçi olur diye düşündüm, denetimli serbestliğim yanar diye korktum. Bir aptal savcı, “Bir daha karşıma gelirsen dosyanı yakarım,” dedi diye korkaklık yaptım... Kimsenin suçu yoktu… Ben salağım ve korkakça davrandım.
Ama Sena’dan hiçbir zaman kopmadım. Çoğu zaman mesajlarıma cevap vermedi, ama ona kızmıyorum. Dün bana yazmıştı. Saat 20:47'de. Ben o sırada yemek yiyordum, mesajı yaklaşık yarım saat sonra gördüm. Cevap vermeyince, mesajını silmiş. Sonradan “İyi misin?” diye yazdım. Bana bir kedi olduğunu, sahiplenmek isteyip istemediğimi sordu. Hayatımda güzel olacak şeyler hep böyle kaçıyor benden. Nasip olmuyor bir türlü. Resmini attı, minicik bir kediydi. Eğer erken cevap verebilseydim, o kediyi alabilirdim. Ona çok güzel bakardım. Ama geç kaldım. Başkası sahiplenmiş.
Yine de bir şey söyledi Sena: “Sokakta çok var, ya da ilanlarda. Alabilirsin birini. Kurtarmış olursun…” dedi. Bu söz, şu an bana bir görev gibi geliyor. Çünkü bunu Sena söyledi. Sanki emretti. Zaten iki köpeğim ve iki kedim var. Ama üçüncü bir kediyi, sadece Sena söyledi diye sahipleneceğim. Ve ona çok güzel bakacağım.. İnan bana… Hayatımda gördüğüm en güzel kadın o. Gerçekten onu çok seviyorum. Tüm aptallıklarımı kabul ediyorum. Hatalı olduğumu da. Ve beni affetmemekte çok haklı.
Sena beni tüm hatalarımla kabul etti. Tüm sorunlarımla birlikte, bir kere bile bana önyargılı davranmadı. Elimi tuttu ve bana sevgisini hissettirdi. Ama ben… o kızın en kötü anında, sadece kendimi düşünerek ona yardımcı olmadım.. O gece… saat 02:36’da beni aradığında ağlıyordu. Ve ben… yanıma evime gelmek istedi kabul etmedim kabul etmemekle kalmayıp yanınada gitmedim... Hiçbir zaman kendimi savunmadım ona karşı. O dönem yeni ağır ilaçlar kullanmaya başlamıştım. Ama ne olursa olsun, bu bana haklılık payı vermez. Bu, korkak olduğum gerçeğini değiştirmez.. O gece… hayatımın en güzel parçasını, elimle geri çevirdim resmen. Tam bir salağım.
Asla ince ruhlu biri değilim. Asla paranoyak değilim. Ve asla… Sena için bir tehdit değilim.. O hasta olduğunda, iyileşmesi için meyve reyonundaki ne varsa alıyordum. Ona bir kere bile sesimi yükseltmedim. Hiç.
Normalde gerçekten acımasız, duygusuz biriyim. Bunu en iyi babam, annem ve beni gerçekten tanıyan herkes bilir. Duygularımı gösteremem. Tepkilerim donuktur. Yakın bir hastam olduğunda bile içimde üzüntü olmaz. Boşluk olur.. Ama Sena… o öyle değildi. Onunla öyle olmadı.. Hastalandığında hastaneye koşarak gittiğimi biliyorum. Elimde çilek… çünkü çileği severdi. (Anıl Abi) babası yanındaydı... Başta içeri girmeye korkuyordum. Ama o çok anlayışlı bir adamdı. “Ben sizi yalnız bırakayım,” demişti. Serumu bitene kadar yanında duruyordum.. Hatta bir gün evlerine yemeğe çağırmıştı beni. Ama çekindiğim için, rahatsız etmek istemediğim için geri çevirdim. Gerçekten çok iyi bir adamdı… hâlâ içimde bir yerlerde o nezaketini unutmam.
Belki de… beni olduğum hâlimle kabul ettiği içindi bu bağlılığım. Bu içimde biriken sevgi, saygı, sadakat… Bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum.. Ama bildiğim tek şey var: O benim için çok değerli.
Son Güncelleme: 18.07.2025 (18:44)